Asım Gültekin Hakkında Birkaç Söz

MÜŞTEHİR KARAKAYA 

Asım Gültekin Hakkında Birkaç Söz

 
Benim hafızamın hatırlatma kısmında bir sorun olduğu kesin, hem de eskiden beri. Neden bazı önemli şeyleri hatırlamıyorum, bilmiyorum. Örneğin en yakın arkadaşlarımla, dostlarımla ne zaman, nasıl tanıştığımı, ilk defa nerede karşılaştığımı neden hatırlamadığımı bir türlü çözemedim. Mesela; ilk şiirim ya da yazım, hangi dergide ve ne zaman, hangi tarihte yayınlandığını bilmediğim gibi. Bunu önemsemediğimden değil, asla! Dostlarım hakkında bilgi istendiğinde, onları anlat, dendiğinde yapışıp kalıyorum.
Yine böyle oldu. Enes Gürbüz Kalemlik Dergisi için arayıp; “Hocam, Asım Gültekin hakkında bir dosya hazırlıyorum, yazar mısın?” deyince tutuldum kaldım. Şüphesiz rahmetli önemli ve güzel bir insandı, lâkin onunla topu topu ya üç ya da dört kere görüşmüşlüğüm, karşılaşmışlığım vardır. Bir iki etkinlikte karşılaştık. Bir kere de Üsküdar’da, Belediyenin yan sokağında, Balıkçılar Çarşısının bitiminde Kitapevi-Kafe gibi bir yerde… Sık sık uğradığı bir kitapevi olsa gerek.
1990’ların başında Kardelen Dergisi’ni çıkarıyordum arkadaşlarımla, Amasya Taşova’da lise öğrencisiydi Asım Gültekin. Bize mektup yazmıştı, okuma ve yazma heveslisi bir gençti. Onunla ilk karşılaşmamız yıllar sonraya Dursunbey Suçıktı veya Samsun’da, belki de Çorum’da olmalı. Ben arkadaşlara Cağaloğlu anılarımı anlatırken; “Üstad” dedi. “Bunları mutlaka yazmalısın, editörün ve yayıncın ben olurum. Bunları yazmadan sakın ölmeyin, çünkü çok önemli!” Bunu hâla hatırlıyorum, her zaman duydum. Ona hazır olmadığımı, birçok şeyi sağlıklı düşünemediğimi, yaşayan yazar ve şairler hakkında yazmanın polemik yaratacağını, kin ve nefrete yol açabileceğini söylemiştim. İyi ile kötüyü en iyi ayırt etmenin yolunun bu olduğunu söylemişti o da. Bir kere daha karşılaştığımızda tanınan bir güzel adamdı. “Hâlâ yazmaya başlamadın mı?” demişti. Ben de; “Hayır” demiştim. “Öyleyse, gizli bir yere teyp yerleştireceğim, seni kışkırtacağım, haberin olmadan bunları yazılı hale ben getireceğim. Buna da itirazın olmasın ama, iznin olsun!” demişti. Hep beraber gülüşüp eğlenmiştik.
Ömür ne ona yetti ne bana. Bu dileği hiçbir zaman gerçekleşmedi…
Rahmet olsun ona, mekânı Cennet olsun! 
 
09. 08. 2020 
Van
 
(Kalemlik'in 4. sayısından) 
 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir