Bilmiyorsan Söyleme

ARİF BİLGİN 

Bilmiyorsan Söyleme 

 
Dilimize yabancı dillerden girmiş birçok kelime vardır.
 
Başka milletlerle iletişim içinde olan her milletin diline, o milletin dilinden, ilişki yoğunluğu ile orantılı olarak birçok kelimenin sızması normaldir.
 
Ekonomi, spor, kültür, edebiyat ve din alanları bu iletişimin en yoğun olduğu alanlardır. Bu alanlara hâkim, kurucu, geliştirici, üstün ve güçlü olanlar, isimleri, kavramları belirler ve kendine göre anlam ve derinlik kazandırırlar. Diğerleri de bunlara uymak zorunda kalır.
 
Son asrın Türkiye’si gibi kendini bulma, kültürel “devrimini” oturtma dönemlerinde yani Doğu ile Batı arasında fetret dönemini yaşayan toplumlarda ise bu etkileşim, çok daha hızlı olur. Halkın yönü hangi kültüre döndürülmüş ise o tarafa ait kelimeler, kavramlar iyice hazmedilmeden anlamlarının yerine oturması bile beklenmeden alınır ve kullanılmaya başlanır.
 
Mesela, bazı kelimelerin, hatalı kullanımı o kadar yerleşmiş ki, ait olduğu dilin özelliklerine göre şekillenmiş kökü, aldığı eki aslını kaybedip yepyeni bir şekle bürünerek hayatımıza girmiştir: Çaydanlık, buhurdanlık, gerdanlık gibi.
 
Farsça’ya ait olan -dan eki, bizim -lık yapım ekinin görevini görür. Onlar çaydan derler ve çaylık yani çay demlenen, pişirilen kap demiş olurlar. Hani bizim; ‘biderlik, kebaplık…’ dediğimiz gibi…
 
Ama, biz, çay kelimesinin sonuna Farisîlerin -dan ekini olduğu gibi almış, bununla yetinmeyip yine aynı görevi gören ve anlamı veren -lık ekini de ekleyerek çay+dan+lık (çaydanlık) kelimesini oluşturmuşuz; ama böyle söylerken ne demiş oluyoruz, biliyor musunuz; Çaylıklık.
 
Tıpkı böyle, mesela eskiden bazı mübarek günlerde veya bir kısım özel törenlerde tütsüler yakılır, buhurlar tüttürülürdü. Halk, o buhurların konulduğu kaba; buhurdanlıkderdi. Hâlbuki Yahya Kemal’in Rindlerin Ölümü şiirindeki Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter  mısraında, olduğu gibi buhurdan şeklinde ifade edilmesi gerekirdi.
 
Bizim halkımızın pek çoğu; buhurdanlık demekle, buhurlukluk, gülabdanlık demekle gülaplıklık, çaydanlık demekle çaylıklık, yağdanlık demekle yağlıklık,  sürmedanlık demekle de sürmeliklik demiş olmaktadır…
 
Bunlar kulağa hoş gelenleri… Zaten, buhurdan, gülabdan, sürmedan gibi çoğu unutuldu gitti; çaydan (çaylık) yani çaydanlık gibi bir iki kelime kaldı ki bu yanlış ifadelerin de değişmesi artık mümkün görünmüyor.
 
Gelelim sadâde…
 
Anlamını tam bilmediğimiz kelimeleri kullanmak bir garabettir, ukalalıktır; dilimize ve hitap edilen insan(lar)a hakarettir.
 
Nihat Sami Banarlı’nın bir cümlesini ve tarifini buraya almak istiyorum:
 
G a r a b e t: Anlamını herkesin kavrayamayacağı kelimeleri bildiğini göstermek, aydın görünmek, kendini belli bir zümrenin üyesi gibi göstermek ve taklit gibi sebeplerle ortaya çıkar.
 
Evet, garabet; terk edilmiş diyecek kadar eski veya dilimize dün girmiş kadar yeni bir kelimeyi;  anlamını tam olarak bilmediği halde, biliyor gibi yapıp sözünde veya yazısında kullanmaktır. Bu da dilimize yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.
 
Son zamanlarda azalsa da bir ara ekranlarda birçok konuşanın dilende muhaTTap kelimesi pelesenk olmuştu. Asla böyle bir kelime yok iken, Urfa’daki Sorbonne mezunu(!) İbo’nun bir programda “Muhattap olmam…” demesiyle başlayıp yaygınlaştı gitti. Yok böyle iki t harfli muhattap şeklinde yazılıp telaffuz edilen kelime yok! Tek t harfli muhatap var.
 
Bir başka örnekle bitirelim: “Nüans farkı“. Birbirinden ayrı anlam taşıyan iki kelimeymiş gibi yan yana getirilmiş, biri Fransızca, biri de Türkçe iki kelime…
 
Yıllar önce, ilk duyduğum zaman bile sevmemiştim bu söyleyişi. Bazıları, garabete bakınız ki; bu iki kelimeyi yan yana, sanki önemsenmeyecek kadar küçük farkı anlatmak için kullanıyormuş gibi, üstelik hiç de öyle olmayan bir anlam yükleyerek kullanırlar.
 
Fransızca olan nüans (nuance) kelimesi; ayrıntı, başkalık, küçük fark demektir.
 
Fark ise; başkalık, ayrıntı anlamındadır.
 
Nüans farkı denilince, aynı kelimeyi tekrar ediyor gibi farkı farkı” (veya başkalık başkalık) denmiş olur. En zengin anlamıyla(!); ‘küçük fark farkı’…
 
İnsanların, hele de yazıp çizenlerin ve toplum karşısında konuşmaları dinlenenlerin, böyle ipe sapa gelmez kullanış tarzını ve yaşattıkları anlamsızlığı biraz çokbilmişlik, biraz da modernlik havasında etrafa saçıp savurmaktan kaçınmaları gerekmez mi? 
_______________ 
(Kalemlik'in 5. sayısından) 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir