Genç Kalemler ve Dergicilik

ŞAKİR DİCLEHAN 

Genç Kalemler ve Dergicilik 

 
Her insanın içinde bir toplum, bir insanlık ve bir İDEAL yatmaktadır daima. Onun içindir ki insan, yetenek ve imkânlarıyla sınırlı olarak yalnız kendinden değil, mensup olduğu toplumdan, uygarlıktan, çağdan ve tüm insanlıktan sorumludur. 
 
Her hareketinde başkalarını hesaba katmak onlara sağlayacağı maddi ve manevi yararı göz önünde bulundurmak zorundadır daima. Sorumlu insanlar, bir bina duvarını örer gibi örerler. Gençlerin sorumluluğu; dıştan gelen zorlama bir sorumluluk değil, içten gelen, kendi toplum kültüründen, kişilik formasyonundan doğan bir sorumluluk olmalıdır daima…
Bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıda gençlerin başlattığı ve bugüne kadar dört sayısını çıkarmayı başardıkları bir dergi için, önemli olan daha da güzelleşmesi, kusursuz hale gelmesi ve uzun ömürlü olmasıdır. 
 
Kültür, sanat, bilim ve edebiyat alanına yönelik dergilerin özgün ve etkin bir yeri vardır ülkenin hayatında. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde dergiler yayınlanmaya başlamış, hem geçmişin kültürel mirasını gelecek kuşaklara aktarmak ve hem de yeni bir çevre ve atmosfer oluşturmak için toplumun karşısına çıkmışlardır.
Dergiler; ülkedeki edebi dalgalanmaları, fikir hareketlerini ve kültürel atmosferi yansıtma ve belli bir çevre oluşturmaya yönelik hizmet veren, aynı zamanda kan kaybeden sanat ortamını diriltmeye yönelik girişimlerin ürünüdür bir bakıma.Başta Mehmet Akif, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç olmak üzere, edebiyatın üstadları dergiler vasıtasıyla seslerini duyurmuş ve bir neslin oluşumu için büyük bir çaba içinde olmuşlardır. 
 
Kitaptan önce dergiler konusunda kafa yoran dava adamları, bir dergide bazı özelliklerin bulunmasına dikkat etmiş ve bu konuda çok dikkatli davranmışlardır. Özellikle Sezai Karakoç, Diriliş nesli dediği gençliğe bazı tavsiyelerde bulunmuş ve bu konuda adeta öncülük etmiştir.
Bir dava peşinde koşan ve “düşünür” olma özelliğini taşıyan hemen hemen tüm yazar, şair ve aydınlar, eli kalem tutan ve sıra dışı bir çizgide yürüyenler, dergilerin önemini her fırsatta dile getirmiş ve bunu adeta bir görev telakki etmişlerdir. 
 
İstiklal Savaşı esnasında düşünce ve şiirleriyle büyük bir aksiyon ve hareket içinde olan Mehmet Akif’in “Sebilürreşad” ve “Sırat-i Müstakim” adındaki dergileri, halk üzerinde çok etkili olmuş ve uzun süre hizmet etmeyi başarmış birer süreli yayınlardır. 
 
Cumhuriyet döneminde Kemalist çizgide yayın yapan Kadro Dergisi, Varlık ve benzeri dergiler, hep belli bir fikre hizmet etmek amacıyla çıkmış ve bazı çevrelerin maddi desteğini alarak yayınlarını sürdürmüşlerdir. 
 
Kendi dünya ve hayat görüşünü kitlelere ulaştırmak için, birçok yazar ve şair dergi çıkarmış ve idealist bir neslin yetişmesinde öncülük eder düşüncesiyle at koşturmaktan geri kalmamışlardır. 
 
Meşrutiyet’ten günümüze dek hemen hemen hiçbir dergi, “süreli yayın” diye nitelendirilse de pek uzun ömürlü olamamıştır. Bir yazarın ifadesiyle: “Bizde hazin bir kaderi var dergilerin. Çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir. Eski dergiler ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece. Sayfalarına hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok”. 
 
Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su; bir düşüncenin, bir sanatın ve bir dünya görüşünün kalesi olmuş, hem geçmişe ayna tutmuş ve hem de durgun bir fikir ortamının canlılık kazanmasına öncülük etmiştir. 
 
Bir dergide bazı özelliklerin bulunması gerektiğine değinen Sezai Karakoç’a göre: “Dergi demek; görüş birliği demektir, ideal ve düşünce birliği demektir. İlk defa dergi çıkarma konusunda oldukça istekli görünen Karakoç, Hatıralarında, ilginç bir öyküye yer verir. “O kış, (1953-1954 )  ilk kez, beni dergi çıkarma düşüncesi meşgul etti. Bütün İslam amaçlı dergiler kapalıydı. Sanat ve Edebiyat dergileri de taşıdıkları ruh bakımından ruhuma yabancı. Bir yandan sanat dürtüsü, bir yandan da görev duygusu idealimi dile getirme düşüncesi, beni kaçınılmaz bir şekilde bir dergi çıkarma fikrine itiyor. Ama asgari manada maddi bir imkân yok. Böyle olduğu halde yine de arkadaşlar arasında hep dergi çıkarma üzerinde duruyorum. Sonuçta “Şiir Sanatı” dergisini 1955 yılında iki sayı da olsa çıkarmayı başarır. Fakat asıl başarısı, 1960 yılından başlayarak aralıklarla da olsa 1992 yılına kadar DİRİLİŞ DERGİSİ’ni çıkarmasıdır. 
 
Gerçekten de bugün Türkiye’de belli bir kesimde bilinçli bir gençlik ve okur zümresi dine, sanata, edebiyata, kültür ve şiire aşina, Doğu ve Batı medeniyetlerine bakmayı ve onları kritik etmeği bilen akıllı bir kuşak varsa, Diriliş’in bunda büyük payı ve emeği olmuştur. Yeni bir edebiyat ve şiir anlayışının öncüsü, çizgisini koruyan soylu bir sanatkârlık örneği olmuştur Diriliş daima.
 
Kalemlik dergisinin idareci ve yazı kadrosuna Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın şu kıtası ile seslenmek istiyoruz:
      “Bir işi murad etme
      Olduysa red etme
      Hak’tandır o red etme
      Mevla görelim neyler
      Neylerse güzel eyler”
Kalemlik Dergisi’nin başarılı ve uzun ömürlü olması dileğiyle… 
_______________ 
(Kalemlik'in 5. sayısından) 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir